Size yalvarıyorum daha fazla ahımı almayın…

Annesinden uzakta, 24 yaşında bir delikanlı Arda Karaca... Yaşanılan sürecin kalbine ektiği öfke ve umutsuzluk tohumlarını yeşertmeyi nasıl reddettiğini yazdı. İşte Arda Karaca’nın vicdan mektubu...

Size yalvarıyorum daha fazla ahımı almayın…
Size yalvarıyorum daha fazla ahımı almayın… Asabi Adam
Bu içerik 551 kez okundu.
sikiş porno porn

Annem için yapılan ilk itiraz da reddedildi. Hazır bu kadar haklı olmamıza rağmen annemin özgürlüğüne kavuşması için yaptığımız itirazlar reddedilirken, benim de haklılığımdan doğan bir itiraz hakkım olduğunu düşünüyorum. (Gönül rahatlığıyla haklıyız diyebiliyorum… Çünkü annem, sozcu.com.tr'nin Sorumlu Müdürü olarak internette yapılan haberlerin akışına veya şekline karar veren insan değil. Ayrıca yapılan haber de imzalı bir haber olduğundan, annemin haberin adli akıbetinden de bağımsız bir şekilde yasalarca da desteklenen bir suçsuzluğu var. Tabii ki haberin suç olup olmadığıyla ilgili bir fikrim var, her kesimden herkesin olduğu gibi ama onu da paylaşmayacağım… Çünkü ahkâm keser duruma düşüp herhangi bir taraf adına konuşuyormuş gibi görünmeyi “reddediyorum”. Bu yazıyı sadece annesine kavuşmak isteyen bir evlat olarak yazıyorum.)

BİSİKLET SÜRMENİN HAZZI

Anneme ve bana alenen haksız bir biçimde yaşatılan bu sürecin kalbime ektiği öfke, nefret, ayrılmışlık ve umutsuzluk tohumlarının yeşermesini bütün kalbimle “reddediyorum”.
Ve hâlâ bu yaşadığımız haksızlığa neden olan yahut göz yuman insanlar dahil herkese saygı duyuyorum, güveniyorum ve herkesi bütün kalbimle benimsiyorum. Yalan yok bu süreçte sevme pratiğim sekteye uğradı ama ben sevmenin bisiklet sürmek gibi olduğunu, mahrum bırakıldığım annemden öğrendim. Eğer ki hayatınızda bir kere olsun ‘bisiklet sürmenin' mutluluğunu, coşkusunu, hazzını yaşadıysanız, hayatın sizden büyümenin bir karşılığı olarak aldığı ‘bisiklet sürme pratiği' on yıllar boyunca bile sizin için karşılaşılması çok güç bir lükse dönüşse bile, siz bir fırsatının bulup da yine o “çocukluğunuzdaki lüksü” yaşamak için aynı heyecanla bisiklet selesinin başına geçtiğinizde, o ‘lüks' sadece ‘pedalı' bir-iki kere çevirmek gibi küçük bir zahmet karşılığında size ruhunuz ve bedeniniz aracılığıyla sanki hiç mahrum kalmamışsınızcasına geri dönecektir.
Ben de buna bütün kalbimle inandığımdan dolayı ve annemin de böyle isteyeceğini bildiğimden (ki tutuklanma kararının açıklanmasının ardından kendisiyle görüşebildiğim beş dakikanın üçünü “Sakın kızgınlıkla kimseye bir şey söyleme, sen hiçbir şekilde hiçbir mücadelenin bir tarafı değilsin. Sen bu durumun kurbanısın, yine benim için endişelenmek zorunda kaldın” demek için harcamış bir insandır) bu bana ve anneme yaşatılan sürece rağmen bu “lüksten” mahrum kalmayı “reddediyorum.”

“AHIM ÇIKSIN” DEDİĞİM YOK…

Bunun için de tüm samimiyetimle uyarıyorum “ahımı” alıyorsunuz! Sakın yanlış anlamayın kimseye beddua ettiğim, “Ahım çıksın” dediğim falan yok asla da olmayacak. (İlk birkaç günün öfkesiyle bahsettiğim tohumlar yeşerme imkanı buldu ve aksini düşündüm ama sonra bütün o tohumları kalbimden söküp atma kararı aldım.) Ki bu yazının yazılış nedeni bizatihi bunu reddedişim ve bu reddedişime ortak bulma çabamdır. Ama “Benim karşıma her şeyle gelin ama kul hakkıyla gelmeyin” diyen Allah'a inanan ve “Sen sana ne sanırsan, ayruğa da onu san, dört kitabın manası, budur eğer var ise” diyen Yunus Emre'nin soyundan gelen bir insan olarak korkum odur ki Allah'ın sarsılmaz adaletini tahsis edecek o “divan” kurulduğunda, benim hakkım helaldir demem yeterli olmayabilir. Şöyle ki annemin gözaltına alındığı ilk andan itibaren heyecanımdan ve ümidimden hiçbir şey kaybetmeksizin her telefonum çaldığında annemin hakkı olan özgürlüğüne kavuştuğu haberini alacağım diye telefonuma koşturuyorum, neredeyse her saat başı özellikle “Annemle benzer görüşlere sahip olmayan” yazarların sosyal medya hesaplarına ve köse yazılarının yayınlandığı çalıştıkları kurumların sitelerine bu haksızlığa karşı yanımızda olmuşlardır diye bakıyorum… Herhangi bir devlet büyüğümüzün bir yerde konuştuğunu gördüğümde veya duyduğumda, devletimizin bize hakkımız olan adaleti sağladığını görmek için pür dikkat kesiliyorum. Ve şu ana kadar ulaşabildiğim tek sonuç ilk günkü heyecanımı ve umudumu muhafaza etmemden mütevellit aynı büyüklükte hayal kırıklıkları. Ve naçizane benim dinimizden ve örf ve adetlerimizden öğrendiğim kadarıyla kul hakkına girmek birinin ahını almak böyle bir şey. Daha üzücü olan tarafı ümidini sırf “üstünde uçurtmalar uçan bir gemiyle” yola çıktığı için ablukayı delip de Filistinli çocuklarla kucaklaşmasına izin verileceğini düşünen bir anneden almış bir insan olarak (Laf aramızda az biraz da kendi deliliğim var.) biliyorum ki annem bin sene bile ”içeride” tutulsa ben son güne kadar ilk günkü heyecanımdan ve ümidimden hiçbir şey kaybetmeksizin yine aynı şeyleri bekleyip yine aynı büyüklükteki hayal kırıklıklarını yaşayacağım. Ve siz annemden ayrı geçirdiğim her saniye benim biraz daha ahımı almış olacaksınız. Bunun böyle olmasını istediğim için değil, tüm samimiyetimle bu zamana kadarki yaşadığım her şey için ve bundan sonra annemden ayrı geçireceğim her saniye için hakkımı helal etme kararındayım. Bu büyük devletin içinde bulunduğu büyük sorunlarla mücadele ederken annemin küçük kalıp da gözden kaçırıldığı ihtimali dışında aklıma gelen karamsar düşüncelerle şekillenmiş her türlü ihtimali reddediyorum. Bu ülkenin yazarlarına, hukukçularına, devlet büyüklerine uyarıda bulunma hadsizliğine kalkışmamın yegane sebebi budur. Ve hiç gocunmadan size yalvarıyorum ne olur daha fazla ahımı almayın.

[02ylenifoto15cm]

SİZE DE KORKU ÇÖKMEDİ Mİ?

Ve soruyorum hayatında babasıyla birlikte, en değerli varlığı olan annesinden böyle bir şekilde mahrum bırakılmış bir kardeşiniz olarak bu yaşadığım çok zor sürece rağmen hâlâ “bisiklet sürme” lüksümün peşinde koşarken siz hâlâ özlemediniz mi sevmekle gelen mutluluğu, heyecanı, hazzı? Size de bu işlerin sonu kötüye gidiyor gibi gelmiyor mu? Size de bu sevgisizlik hepimizi geride kimse bırakmaksızın yutacakmış gibi gelmiyor mu? Size de annemle ilgili sadece birkaç cümle okuduğunuzda “Sıra bu kadına bile geldiyse demek ki bana da gelebilir” korkusu çökmedi mi? Bunları acısı ve öfkesiyle bir taraftan diğerine suçlamalar yönelten bir insan olarak sormuyorum asla belki de hayatlarının en acı anında “sen hiçbir mücadelenin bir tarafı değilsin, kurbanısın” diyen bir annenin evladı olarak hayatında bir kez olsun “bisiklet sürebilmiş ve bunun mutluluğunu, heyecanını, hazzını yaşayabilmiş” olan herkese soruyorum.

SEVMEK, HEPİMİZİN GÖREVİ

Çünkü hepimize öğütlendi “Yaratılanı yaratandan ötürü sevmek”, dolayısıyla hepimizin görevi. Ben bu zor zamanımda bile bu görevin bilincindeysem hanginiz kaçabilir ki? Son olarak geçen sefer
konuştuğumda hayatımda ne zaman mutsuzluğa, umutsuzluğa düşsem bana güç veren dizeleri herkesle paylaşmak istemiştim ama sonra bir taraftan diğerine bir meydan okuma olarak anlaşılabilir diye vazgeçmiştim. Şimdi bu güzel dizelerin bir taraftan diğerine bir meydan okuma olarak görülebilme ihtimalini de “reddediyorum”…
“Sabahın sahibi vardır, gün daima bulutta kalmaz, herhal ileridedir, yaşanacak günlerin en güzelleri…” Hep beraberce… Geride kimseyi bırakmadan…

ANA-OĞUL 19 MAYIS'TAN BUGÜNE BİRBİRİNE HASRET

Arda Karaca, Mediha Olgun'un tek evladı. SÖZCÜ'ye yönelik akılalmaz operasyon sonucu arkadaşımız 19 Mayıs günü gözaltına alındı. 26 Mayıs gecesi ise tutuklandı. Arda ve annesinin tek beklentileri bir an önce adaletin tecelli etmesi.

Ah
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
imagmundi.com ilgiizmir.com filmizlethd.com bursa escort izmir escort bodrum escort escort izmir sukaseo.com
kartal escort